Şırnak’ın Cizre İlçesinde bulunan Gabar dağı artık huzur ve mutluluk hâkim. Halkta korku gitmiş, yerine yeni bir hayat gelmiş. Vatandaşlar, “Eskiden böyle gezemezdik, şimdi rahatız. Artık Gabar’da piknik yapıyoruz. ” diyor. Şehmus EDİS / ŞIRNAK (İGFA) - Gabar Dağı eteklerinde akan bin 900 km uzunluğundaki Dicle nehri adeta saklı cenneti andırıyor. Bir taraftan tarihi dokusu diğer taraftan doğal güzellikleri ve harika kanyonları ile huzur ve güvenin gelmesi ile birlikte 40 yıl sonra saklı cenneti ortaya çıkardı. 
Bir de Dicle Nehrinin kenarında bulunan ve 16. yüzyılda yaşayan bir halk kahramanı olan Alo Dino yaşadığı kalenin hikâyesine adeta canlı tanığı oluyorsunuz. Bozulmamış doğal güzellikleri Dicle kenarında nehrin karşı tarafında yapılan Alo Dino’un kalesinin hikâyesi 600 yıldır günümüze kadar halk arasında dilden dile anlatılıyor.
Kimi “Kürt Roobin Hood” der kimi “Kürt Deli Dumrul”. Bir yere çekmeden, birilerine benzetmeden anlatmak belki en doğrusudur. Elo Dîno’nun öyküsü biraz Dicle’nin biraz Cizre’nin, biraz da Elo Dîno Kalesi’nin (Bafê Kalesinde feodal yapılara baskı ve zulümlere karşı gelen gerçek bir kahramanın hikâyesidir…
Dicle Nehri kutsal kitaplara da konu olmuş. Kutsal kitaplarda Digris, Tigris, Dijle olarak geçen Dicle Nehri, kutsal olarak kabul ediliyor. Geçtiği tüm coğrafyaya hayat verirken, medeniyetlerin kuruluşlarına da öncülük eden Dicle akışıyla toprağa hayat verirken, canlılara can katmış, şairlere ilham kaynağı olmuş. Nice halk kahramanlarına ilham kaynağı olmuştur.

Beylerin bezirgânlarla ve sırtlarını dayadıkları feodal yapılarla tebaaya baskı ve zulümleri ve zaten zor olan yaşamı ağır vergilerle çekilmez hale getirmeleri ve bu gerçekliğin doğurduğu sonuç; karşı çıkışlar, isyanlar ve huzursuzluk. Bu süreçlerin doğurup büyüttüğü efsane kişilikler, kahramanlar ve halktan yana kişiler. Elo Dîno da zaman ve coğrafyanın dayattığı böylesi bir halk kahramanıdır. Günümüze kadar gelen bir öyküdür Elo Dîno Öyküsü…

SAFEVİLER, AKKOYUNLULAR, MEMLÜKLER VE OSMANLILAR’IN STRATEJİK KALESİYDİ Hikâyenin geçtiği devirde Cizre İpek Yolu ticaret hattının güzergâhından biridir. Bu devirde kara yolu taşımacılığı bu civarda arazinin sarp ve engebeli oluşundan dolayı zahmetli ve pahalı bir uğraştır. Ve en önemlisi de Safeviler, Akkoyunlular, Memlükler ve daha sonra da Osmanlılar arasında bir geçiş yeri, bir güç deneme sahası olduğundan güvenli değildir. Bu nedenle Diyarbakır ve ötesinden Basra Körfezine kadar keleklerle yapılan ulaşım en kolay, en ucuz ve en güvenli ulaşımdır. Elo Dîno Kalesi 900 km boyunca nehir yolundan hareket eden her canlının geçtiği kilit bir yerdedir. Hem öyle bir yerdedir ki kalenin yamacına kurulduğu tepe üzerinden, uzaklardan gelen her şeyin görülebildiği hâkim bir mevkidedir.

ELO DÎNO’NUN BİR EFSANE DEĞİL GERÇEK BİR HİKÂYEYEDİR  Hikâyenin 16. yüzyılda Cezire Miri Kel Muhammed zamanında yaşandığı söylenmektedir. Ancak Kel Muhammed’in Cizre’deki mirlik zamanı Osmanlı’nın buradaki hâkimiyetinden önceki döneme rastlamaktadır ve 15. Yüzyılın ikinci yarısına denk gelmektedir. Cizre, 1463 yılında Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan tarafından istila edilir. Uzun Hasan, Kel Muhammed ile yeğenleri Mir Muhammed ve Şah Ali Bey’i yakalayıp zincire vurur, beraberinde Irak’a götürür. Akkoyunluların Cizre bölgesindeki hâkimiyetleri otuz yıl kadar sürmüştür. Daha sonra Safevilerin bölge üzerine saldırıları olmuştur. Cizre bölgesi Cizre mîri Bedir Bey’in desteğiyle 1517’de Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Gerçi Şerefhan Şerefname’de** Cizre Azizan beyleri arasında Osmanlı döneminde de birkaç Mir Muhammed’den bahsetmektedir ama hikâyenin bu kısmının tarihçilerin ilgi alanına giren bir mevzu olduğunu belirtip Elo Dîno’nun öyküsüne dönelim.
 

ZENGİNDEN ALIP FAKİRE VERİRDİ Sözlü tarih devirler ve şahıslar arasında çok kolay geçişler ve kaydırmalar yapar. Burada önemli olan yaşanan şartlar ve bu şartların ortaya çıkardığı neticelerdir. Beylerin bezirgânlarla ve sırtlarını dayadıkları feodal yapılarla tebaaya baskı ve zulümleri ve zaten zor olan yaşamı ağır vergilerle çekilmez hale getirmeleri ve bu gerçekliğin doğurduğu sonuç; karşı çıkışlar, isyanlar ve huzursuzluk. Bu süreçlerin doğurup büyüttüğü efsane kişilikler, kahramanlar ve halktan yana kişiler. Elo Dîno da zaman ve coğrafyanın dayattığı böylesi bir halk kahramanıdır.  Ağır vergiler ve baskılar sürekli devam eden kargaşalık ve baskınlarla birleşince doğal olarak yokluk ve sefalet de beraberinde gelir. Öyle ki ‘nana muhtaç hale’ gelir ahali, bereketin ve bolluğun sembolü olan Dicle’de cümle tebaa ‘Dicle’de nasipsiz kalan balıkçılara’ döner. Elo Dîno’nun etrafına topladığı insanlarla bu stratejik kaleyi ele geçirip kendi kural ve kanununu yürürlüğe koyduğu devir de böyle bir devirdir. Bu düpedüz delilik ve çılgınlıktır ki Ali isimli hikâye kahramanının namının Alo Dîno’ya dönüşmesi de bunu ifade eder. Alo Kürtlerin Ali ismini hoyratça telaffuzunu ifade eder. Dîno ise ‘deli, çılgın’ anlamlarına gelmektedir. Gelelim Alo’nun çılgın icraatlarına. Etrafına topladığı gençlerle bu stratejik öneme sahip geçiş yerindeki kaleye yerleşen Alo, Dicle Nehri’ni bir kıyıdan karşı kıyıya kalın zincirlerle kapatır. Kelek katarları burada durmaya zorlanır , haraç alındıktan sonra geçişe izin verilir. Alo’ya haraç vermeden geçmek kimsenin harcı değildir. Bu hal uzunca bir süre devam eder.

SİNSİ PLAN DEVREYE GİRER  Güvenli görüldüğünden daha çok tercih edilen nehir taşımacılığı bir kâbusa, bezirgânların korkulu rüyasına dönüşmüştür. Şikâyetler peş peşe gider Cezire beyine. Üzerine gönderilen güçler netice alamaz. Bu problemin ortadan kaldırılması aciliyeti olan bir mesele haline gelir. Mir divanında oturulup plan yapılır ve uygulamaya geçilir. Yapılan ve netice alınan planla ilgili değişik rivayetler vardır. Kimi rivayetlerde yapılan plan şu şekilde anlatılır ; “Hazırlıklar yapılır, kelekler üzerinde ticaret malları yerine sandıklar içine askerler saklanır ve kapaklar kapatılır. Dicle Nehri yukarısından Elo Dîno Kalesine doğru bir kelek katarı gönderilir. Elo Dîno Kalesine ulaşıldığında kelekler durdurulur, Elo’nun adamları sandıkların açılmasını isterler. Ancak tüccar kılığındaki sefer amiri malların Cizre mîrine ait olduğunu ve bizzat Elo’nun kendisi gelmeden ‘sultaniye sandıklarının’ açılamayacağını kesin bir dille ifade eder. Bunun üzerine adamları Elo Dîno’yu çağırırlar. Elo Dîno geldiğinde sandıklar aniden açılır ve çıkan askerler onu ve yanındakilerin hepsini kıskıvrak yakalayarak Cizre’ye getirirler.

Diğer bir rivayet ise yine Elo’ya bir oyun oynanması üzerine kurulmakta ise de uygulamada farklılık arz etmektedir. Dicle üzerinde kalın zincirlerle bir nevi gümrük kurup haraç alan, ‘ali kıran baş kesen’ Elo’dan salcılar, bezirgânlar ‘el aman ederler’ ve onu esir almak için hazırlıklara başlarlar.

Kayseri Hacılar Mozzerella üretecek Kayseri Hacılar Mozzerella üretecek

Diyarbakır’a gidip orada hazırladıkları bir salın üzerine çadır kurarlar. Çadırın içine bir cariyeyi ve davulcuları, zurnacıları yerleştirip düğün havası oluşturarak Bafê Kalesi’ne doğru yol alırlar. Diyarbakır’dan Bafê Kalesi yakınlarına vardıklarında davul ve zurnanın sesi dağlarda yankılanır. Kale halkı, birbirlerine “Bu kimin düğünüdür?” diye sorar ve hiç kimseden herhangi bir cevap gelmez. Kasrından çıkan Alo, kasrına yakın duran kelek katarı üzerindeki bezirgânları görür. Bezirgânlara “Bu kimin düğünüdür?” diye sorduğunda aralarından biri: “Bu sizin düğününüzdür beyim. Botan Beyi Mîr Mihemed sizin halinizi ve ahvalinizi sordu. Bizler de Mîr’in huzurunda sizinle alakalı iyi muhabbetler ettik. Mîr buna çok sevindi. Bunun için de size bir cariyesini hediye mahiyetinde gönderdi. Mîrlerin hediyesini geri çevirmek adetten değildir, bilirsiniz!” cevabını verir. Elo hediyeleri geri çevirmenin Botan geleneklerine aykırı olduğunu bilir ve geleneğe uyup hediyeleri kabul eder. Kabul eder etmesine ama işretle, yiyip içmeyle geçen gecenin sabahında Cezire’de Mem Zindanı’nda bulur kendini. Bezirgânlar, Elo’nun arkadaşlarına yeteri kadar para vermiş, Elo’yu da uyur halde yakalayıp bağlamış, sala bindirip Mir Muhammed’in ayağına getirmişlerdir.
 

ELO’YU ÇÖZÜN, O YİĞİT BİR ADAMDIR Elo Dîno zincire vurulur, omuzları üzerine birer yanar vaziyette kalın mum dikilerek işkence edilir. Hikâyenin trajik bir boyutu da burada devreye girer. Bir müşkülattan, bir ‘baş belasından’ kurtulmanın rahatlığıyla kaç zaman sonra zindana gelir Mir Muhammed. Elo’yu o halde görünce daha çok ezmek, gururunu kırmak amacıyla “Senin düştüğün bu halden daha kötü bir hal var mı Elo?” diye sorar. Elo Dîno acı içinde “Bu ne ki Mirim” der. “Evine misafir gelmiştir ve misafire ikram edecek hiçbir şeyin yoktur. Sen ve hanımın birbirinize çaresizce bakarsınız. Bu hal her halden daha kötüdür” der. Yol kesip haraç alan bir eşkıya da olsa Mir’i etkiler Elo’nun bu cevabı ve “Elo’yu çözün, o yiğit bir adamdır” der. Ama artık iş işten geçmiştir, gördüğü eziyet ve işkencelerden takati kalmamıştır Elo’nun ve ruhunu teslim eder oracıkta. Deli Elo’nun çılgın hayat hikayesi oracıkta sona erse de efsanesi halkın diline düşüp dağlarda, ovalarda yankılana yankılana bu güne kadar gelir.   Elo Dino’nun ardından yakılan ağıtlar da yüzlerce yıldır söylene gelmektedir ve kim bilir daha yüzyıllarca söylenecektir. Belki bu gün ‘tennur kaynayacak, sular yükselecek’, kale harabeleri mavilikler arasında ‘bir varmış bir yokmuşsa’ dönecektir.